27 Nisan 2012 Cuma

DuyuncaMaymun'uYapıştırDarwin'i.

27 Nisan 2012 mübarek bir cuma sabahıydı. Her zamanki gibi işe gitmek için uyanmıştım. Ve tabii ki geç kalmıştım. Ama iş görüşmelerine bile geç kalan bir insan olduğum için, bu artık bende herhangi bir rahatsızlık uyandırmıyordu. Hiçbir şey uyandırmıyordu. Uyanamıyordum :(

Üstümü giyinip yatağımı toplamadıktan sonra evden çıktım. Bulunduğum muhit (yenibosna) oldukça elitti. Etraftaki dükkanlardan (adı green grocer's olan manav), mağazalardan ve sanayileşme örneklerinden (oto yıkama, kaporta, eksoscu) bu aşikârdı ve halk bu elitizmi gayet kanısakmış görünüyordu. Kanısakmış ne amına koyayım.

Arabama binmeyi unuttuğumdan (ehe) İstanbul'un en güzel yönlerinden biri olan ve bana göre İstanbul'u İstanbul yapan yegane şey olan metrobüs'e binmeye karar verdim. Şoförümün "Nereye gidiyi bu ammını siktigim?" dediğini duyar gibi oldum. Şoförüm Malatyalıydı ve ona sık sık "Lan Süleyman mal mısın Malatyalı mısın ehehherhehr" esprisi yapmaktan kendimi alamıyordum. Her defasında anırarak gülüyorduk Yenibosna'daki sırça köşkümde. Hele bi gülmesinlerdi. Patron ben değilim miydi? Sikerdimdi valla adamı.

Sokağın sonuna geldiğimde köşedeki simitçide (golden bagel's) konuşlanan insanlar olduğunu fark ettim. Sanırım günün ilk öğününü alıyorlardı. Bakmadım. Karşıya geçmek üzere hazırlanırken simitçiden gelen "maymun çığlığı"yla irkildim. Fakat kat'i suretle o yöne bakmadım. Olabilirdi. Simitçide bir maymun olabilirdi. "Simitçide maymun olamayacağını düşünmek" bir tabuydu ve tabu karşısında annesini bile sikebilecek olan ben o yöne bakarsam kendimle çelişeceğimi biliyordum.  Bakmamalıyım. Bakmamalıydım :( Göz göze geldik. Maymun çığlığını atan çayını dökmüş bir türbanlı kadındı ve her çayını döken insan gibi maymun çığlığı tepkisi vermişti. Bir süre daha bakıştık ve aniden üzerindeki ağaca zıpladı. Sonra diğer ağaca ve diğeri ve diğerine. Gözden kaybolmuştu. Ben de onun ardından "seni görmeseydim yoklar mıydı bilmem bu hasret ağrısı" şarkısını dinlemeye koyuldum.

Hiç yorum yok: